Davanın Tarafı Tanık Olabilir mi?
Hukuk sistemleri, dava konusu olayların tarafsız bir gözle aktarılmasında tanıklık kurumundan yararlanır. Ancak bir olayı en iyi bilen kişiler şüphesiz ki olayın bizzat içinde yer alan, yan, davanın tarafı olan kişilerdir. Dolayısıyla, davanın tarafı olan bir kişinin aynı davada tanıklık yapıp yapamayacağı bazen akla gelen sorulardan birisidir. Genelde taraflar, olayı bizzat deneyimlediklerinden, tanık kürsüsünde en iyi şekilde anlatıp anlatamayacaklarını sorgularlar. Hukuk Muhakemesi Kanunu (HMK) aşağıda inceleneceği üzere bu soruya net bir olumsuz yanıt vermektedir. Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ise yalnızca mağdurun tanık olarak dinelebileceğini hükme bağlayarak sanığın tanıklık yapamayacağını dolaylı yoldan hükme bağlamıştır. Nitekim taraf ve tanık, birbirinden ayrıştırılmış iki farklı kavramdır. Konuyu hem CMK hem HMK düzenlendiği için tarafların tanık olma durumlarını hukuk davaları ile ceza davaları bakımından ayı ayrı incelemek gerekir. Kimlerin, hangi durumlarda tanık olabileceği yalnızca usulü etkileyen bir husus değildir, yargılamanın şeffaf ve adil bir biçimde yürütülmesiyle de bağlantılıdır.
Tarafların tanıklığının en doğru şekilde incelenebilmesi için, öncelikle tanıklık, beyan ve savunma kavramları net bir biçimde anlaşılıp birbirinden ayrılmalıdır. Tanıklık kurumu, dava tarafı olmayan yalnızca üçüncü kişilerin yargı sürecine delil olarak nitelendirilen katkıyı sunmasıdır. Savunma ise tarafın kendi lehine, koruyucu açıklamalarıdır. Ancak taraf beyanları her daim savunma veya iddia niteliğinde olmayıp bazen davaya konu olayın en somut ve en ayrıntılı anlatımını oluşturmaktadır. Türk hukuk sistemi tarafların beyanlarının menfaat içerdiği düşüncesiyle taraf beyanını yanlı görüp; tanıklık olarak değerlendirmemektedir. Genellikle tanıkların akrabalık, arkadaşlık ya da duygusal ilişki içerdiği veya husumet ya da çıkar ilişki içinde olabileceği herkesçe bilinen bir gerçek olsa da hukuk sistemi bu tür durumları yemin ve sorgu ile dengelemeye çalışmaktadır.
1. Özel Hukuk Davaları
Türkiye’de hukuk davalarında tarafların aynı davada tanık olması mümkün değildir. Bunun temel mantığı şudur: Tarafların beyanları iddia veya savunma oluşturur, tanıklık ise delil niteliği taşır. Hiç kimsenin kendi davasında kendisine delil oluşturamayacağı yaklaşımıyla bu yönde bir tutum oluşmuştur. Nitekim HMK madde 240/1 bu konuda şu hükmü içermektedir:
“Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir.”
Dava taraflarının beyanları, tanıklık niteliğinde değerlendirilmese de davanın seyrini etkileyecek önemdeyse burada farklı bir hukuk yöntemi devreye girer. Davanın tarafı yalnızca isticvap denen yöntemle dinlenebiliyor ancak isticvap tanıklık değildir. İsticvap, Arapça kökenli sorguya çekme anlamına gelen bir kelime olup mahkemenin tarafı bizzat dinlemesi şeklinde uygulanır. Nitekim isticvapta yemin edilmiyor ve hakim dışında diğer tarafların ve avukatların isticvap edilen kişiye doğrudan soru sorabileceğine dair HMK’da bir hüküm bulunmuyor. Dolayısıyla isticvap nitelik itibariyle tanık dinlemeden ziyade taraflardan bilgi almaya yönelik bir işlemdir.
Hukuk Muhakemesi Kanunu, tarafların dava sonucundan doğrudan etkilenecek kişiler olmasını göz önüne alarak sunacakları beyanların objektifliğini sorgulayan bir tutum sergilemekte ve tarafların beyanları tanıklık kurumunun sağladığı delil statüsüne yükseltilmeden kabul görmektedir. Bu noktada, isticvap edilen tarafın yemin etmemesi sebebiyle yalan söylediği durumlarda yalan tanıklık suçunu işlemiş olmayışı, büyük tartışma yaratmaktadır. Tarafın yemin etmemesi kendisini bir yükümlülük altına sokmadığı gibi mahkemeyi yanıltması durumunda da bir ceza alması söz konusu olamaz. Bu sebeple tarafın anlatımlarının şüphe oluşturacağı barizdir. Halihazırda uygulamada da isticvap çoğu zaman kısa ve sınırlı açıklamalarla, şekli bir şekilde yapılmaktadır.
2. Ceza Davaları
Ceza davaları, dava konusu olayların maddi gerçeğine ulaşmaya çalıştığından, delillerin değerlendirilmesinde bazı sınırlamalar getirmiştir. Dolayısıyla ceza davalarında ise CMK 236 uyarınca yalnızca mağdur kişi tanık olarak ancak yeminsiz dinlenebilmektedir. İlgili kanun maddesi şu şekildedir:
“Mağdurun tanık olarak dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.”
Bu madde, hukuk mantığı çerçevesinden bakıldığında kendisiyle çelişmektedir. CMK’yı hazırlayan profesörlerimiz bu maddeyi hazırlarken iki hata yapmıştır. Birincisi “yemin hariç” denilerek mağdurun yemin etmeden tanık olarak dinleneceği yazılmıştır. Oysa yeminsiz tanık dinlenmez, yeminsiz dinlenen kişiye de tanık denmez. Zira bir beyanı tanık beyanı yapan en önemli unsur yemindir. Keza yemin, Tanrı ve devlet huzurunda doğrunun söyleneceğine ilişkin verilen bir sözdür ve hukuki açıdan bu sözün tutulmaması beraberinde ağır yaptırımlar getirir. Tanıklığın yeminsiz yapılması, bir bakıma resmi bir sohbet sayılabilir. İkinci hata, CMK mağdurun tanık olmasına imkan verirken sanığa aynı hakkı tanımıyor ve bu yolla eşitsizlik ve adaletsizlik yapılıyor. Bu durum yargılama sürecinde her iki tarafın da eşit haklara sahip olması gerektiğini vurgulayan silahların eşitliği ilkesiyle de ters düşmektedir. Katılan, tanık oluyorsa sanık neden tanık olamıyor? Adil yargılanma hakkını bizzat bu CMK maddesi ihlal etmektedir.
3. Yurtdışında Tarafların Tanıklık Durumu
Dünyadaki diğer modern hukuk sistemleri tanıklık bakımından incelendiğinde, Türkiye’de uygulanan bu keskin ayrımın her yerde uygulanmadığı görülmektedir. Bizden farklı olarak ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya gibi Anglosakson hukuk sistemlerinde davanın tarafı hem özel hukuk hem ceza davalarında tanık olabiliyor. Özellikle Anglosakson hukuk sistemlerinde maddi gerçeğe ulaşmanın en temel yolları arasında taraf tanıklığı yer almaktadır. Dolayısıyla tanıklık kurumu, tanığın dava tarafı olup olmamasıyla değil; tanığın olay hakkında bilgisi olup olmamasıyla ilgilenir. Dolayısıyla hukuk davalarında davacı ve davalı, ceza davalarında ise katılan ve sanık bizzat tanıklık yapabiliyor. Peki tarafların tanık olmasının önemi nedir? Birincisi taraf, tanık olduğunda tanık kürsüsüne çıkıp önce yemin ediyor ve yeminli beyanda bulunuyor. Yemin edilmesinin kişi üzerinde baskı yaratarak dürüstlüğe yönlendirdiği de bilinmektedir.
İkincisi tanık olan taraf tanık kürsüsüne çıkıp taraf avukatlarının doğrudan ve çapraz sorgusuna muhatap olup sorulara yanıt veriyor. Üçüncüsü davacı veya davalı bizzat tanık olarak çapraz sorguda çelişkili beyanda bulunur veya tutarsız beyanda bulunduğu başka delillerle ispatlanırsa kişinin tanıklığı düşürülebiliyor. Bir davacının veya davalının tanık olup ardından güvenilir olmadığı gerekçesiyle tanıklığının düşmesi davanın sonucu açısından da çok belirleyici olabiliyor. Bu yaklaşımlar, tarafları susup sessiz kalmaya yönlendirmek yerine dürüstlüğü ve doğruluğu sınanabilir bir şekilde konuşturmaya yöneltmektedir. Böylece yargı süreci, çok daha aktif bir şekilde yürütülebilir.
4. Davanın Tarafları Tanık Olabilmelidir
Türkiye’de mevcut hukuk sistemindeki tarafların tanıklığı ile ilgili sınırlamalar sonucu, hakimler tarafların açıklamalarına yalnızca kendi lehine konuştuğu yönünde bit önyargı ile yaklaşmak zorunda kalıyor, çünkü tarafların doğru söyleyeceğine yönelik bir yemini veyahut yalan söyledikleri durumda karşılaşacakları bir yaptırım söz konusu değil. Ancak, Türkiye’de CMK ve HMK değiştirilerek tarafların yeminli şekilde tanıklık yapma imkanı getirilirse maddi gerçeğin aydınlatılması daha kolay olacaktır. Böyle köklü bir değişiklik sonrasında taraflar yalan söylemeleri durumunda cezai yaptırımla karşılaşacaklarından yalan beyan azalır ve hakimler yalnızca belgelere dayanarak değil; tarafların yüz ifadeleri, sorulara verdiği yanıtları ve tepkileri de ölçerek kanaatte bulunabilir. Böylece hem davanın tarafı ayrıntılı şekilde dinlenebilecek hem de avukatlar da soracakları sorularla tarafların detaylı beyanda bulunmasını sağlayacaktır. Bu şekilde taraf tanıklığı basit bir usul kuralı olmaktan çıkacak ve işleyişi doğrudan etkileyen, adil bir yaklaşım yargılama sistemine kazandırılmış olacaktır.



