+90-212-706-1111     |     Trump Towers 2606 Mecidiyeköy - İstanbul

zehirli ağacın meyvesi
Zehirli ağacın meyvesi, ceza muhakemesi hukukundaki hukuka aykırı yolla elde edilen delillerin hukuka aykırı kabul edilmesi ve hükme esas alınmaması anlamına gelen bir doktrindir. Bu doktrin, ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşılmasının yalnızca hukuka uygun yollarla sağlanacağına dair güçlü bir tutum sergilemektedir. Eğer delilin geldiği kaynakta hukuksuzluk varsa o kaynaktan çıkan delil de hukuksuz sayılmaktadır. Bir başka deyişle öncelikle delilin kendisine değil, elde ediliş yoluna bakılır. Dolayısıyla bu doktrin bazen “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” olarak anılmaktadır. Nitekim hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir delille hukuka uygun bir hüküm kurulması mümkün değildir. Hukuksuz bir delil, o davada verilecek hükmü de hukuksuz hale getirecektir. Bir nevi zehirli bir delil o davada verilecek kararı da zehirleyecektir. Hukuka uygun olmayan yollarla elde edilen gerçekler, bireylerin hak ve özgürlüklerini suistimal edebileceğinden bu kısıtlamanın getirilmesi ceza muhakemesinin kişilerin her durumda güvence altına alındığını gösterir.

1. İlkenin Altındaki Mantık

Bu ilkenin altında yatan mantık şudur: hukuk uygulayıcısı olan ve adalet dağıtması beklenen yargı mercilerinin bizzat hukuksuzluğu meşru görmesi kabul edilemez. Yargı organlarının hukuka aykırı davranışları görmemezlikten gelmemesi gerekir. Zira hukuka aykırı şekilde elde edilen delili geçerli kabul etmek hukuka aykırı delil elde etme yöntemini meşrulaştırmış olur. Hukuk aykırı delil elde etmenin mahkemelerce meşrulaştırılması ise polisi ve diğer adli birimleri hukuka aykırı yöntemlerle delil etmeye ve bu anlamda usul kurallarını hiçe saymaya teşvik eder. Dolayısıyla hukuka aykırı delil elde edilmesinin önüne geçmenin yolu hukuka aykırı delili geçersiz kabul etmektir. Aksi durum polisi hukuksuz şekilde delil elde etmeye davet edecektir. Doktrin bu açıdan caydırıcı bir sınır işlevi görmektedir.
Bu doğrultuda, ilkenin yalnızca kişileri korumayı amaçlamayıp yargı sisteminin kendisini de güvence altına aldığını söyleyebiliriz. Mahkemelerin hukuka aykırı yollarla elde edilen bilgileri kabul etmesi, devletin kendi koyduğu kural ile ters düşerek ‘kendi koyduğu kurala uymayan devlet’ görünümü oluşturur ki bu durum yargıya duyulan güveni zedeleyecektir. Bir vatandaşın, devletin kendi koyduğu kurala uymadığını görmesi adalete olan inancının derinden sarsarak toplum nezdinde bu inançsızlığın zamanla yayılacağı da açıktır

2. Doktrinin Kökeni

Zehirli ağacın meyvesi doktrini ilk kez 104 yıl önce 1920 tarihli Silverthorne Lumber Co. v. United States davasında verilen kararda yer almıştır. Vergi kaçırmakla suçlanan bir kişinin evine arama kararı olmadan giren polisler çok sayıda vergi ve muhasebe defteri ile dökümanlara el koyar ve bu belgeler savcılıkça mahkemeye delil olarak sunulur. Davaya bakan ve bu doktrini geliştiren ve aynı zamanda legal realizmin öncüsü olan ünlü yargıç Oliver Holmes ise bu delilleri geçerli kabul etmez ve geliştirdiği bu doktrinin gerekçesini şöyle açıklar: “eğer hukuka aykırı arama yapılarak elde edilen delilleri geçerli sayarsak polisi hukuka aykırı delil elde etmeye teşvik etmiş oluruz.” Bu açıklamayla devletin hukuka aykırı yollarla bir başka hukuka aykırı eylemi kanıtlama çabasının, mevcut ilkelerle bağdaşmayacağı vurgulanır. Gerçekten polisin hukuka aykırı şekilde delil toplaması meşru görülürse bu yöntem teşvik edilmiş ve yaygınlaşmış olacaktır.

3. Doktrinin İsim Babası

Ancak bu doktrini sadece hukuka aykırı arama kararıyla sınırlı tutmayıp hukuka aykırı şekilde ele edilen her delili kapsayacak şekilde genişleten ve “zehirli ağacın meyvesi” ismini veren kişi ise yargıç Felix Frankfurter’dir. Bu etkili benzetme sayesinde teorik bir kural, toplumun her kesiminin anlayabileceği bir mantığa indirgenmiştir. Bu terim ilk kez 1939 yılında Nardone v. United States davasında geçmiş ve daha sonra yıllar içinde pek çok ülkeye yayılmış ve ülkemizde de benimsenmiştir. Artık bu ilke bir ceza hukuku ilkesi olmaktan öte evrensel bir hukuk prensibine dönüşmüştür ve pek çok ülkenin hukuk sistemine girmiştir. Bu yaygınlığın ilkenin evrensel adalet anlayışıyla da uyumunu göstermektedir. Gerçekten bu ilke artık sadece ABD’de değil Asya, Avrupa ve Afirka ülkelerine kadar hemen her hukuk sisteminde kendisine yer bulmuştur. Pek çok modern ceza hukuku, hukuka aykırı yollarla elde edilen delilleri değerlendirmemektedir. 

4. Türkiye’de Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini

Artık evrensel bir ilke haline gelen zehirli ağacın meyvesi doktrini uzun yıllardır Türkiye’de benimsenmiştir. Hatta bu ilkeye Anayasa’nın 38. Maddesinde kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde düzenleme getirilerek dayanak oluşturulmuştur. Yargıtay’ın hem ceza hem hukuk daireleri bu doktrine sıkça atıf yapmaktadır. Örneğin sadece delillere değil malvarlığına el konulması kararlarında dahi bu doktrinin uygulanacağına dair ilamlar mevcuttur. Hatta hukuka aykırı yoldan elde edilmiş zina delilleri için dahi bu doktrine atıf yapılmaktadır. Dolayısıyla hukuka aykırı bir delilin bir davada hükme esas alınamayacağı yerleşik bir hukuk prensibi haline gelmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206 ve 217. maddeleri de bu yaklaşımı desteklemektedir. Özellikle arama kararlarının usul ve yasaya aykırı olması durumunda arama sonucunda elinde edilen delillerin de hukuka aykırı sayılması uygulamada bu doktrinin en sık görüldüğü durumdur. Bunun dışında hukuka aykırı ses ve görüntü kaydı, hukuk aykırı ifade alma gibi durumlar da bu ilkenin en sık uygulama alanı bulduğu diğer durumlardır.

5. Pratikte Zehirli Ağacın Meyvesinin Uygulanışı

Zehirli ağacın meyvesi doktrini, hukukun yalnızca nihai adalet için değil adalete giden yol için de olduğunu göstermektedir. Öğretide kural olarak yasaklanan hukuka aykırı şekilde delil elde edilmesinin uygulamadaki varlığı çoğu zaman tartışmalara sebebiyet vermektedir. Bu tartışmaların ortak noktası, ceza hukukunun zorluğu açısından her hukuka aykırılık içerir yolla elde edilen delilin, ön incelemeye bile alınmadan dışlanması üzerinedir. Özellikle ağır ceza hukukunda, faillerin hukuka aykırı deliller nedeniyle cezalandırılmaması kişilere vicdani rahatsızlık yaşatabilmektedir. Bu nedenle, hukuka aykırılığın niteliği ile delilin güvenilirliği arasında ayrım yapma yönünde bazı görüşler mevcuttur. Ceza hukukunda maddi gerçeğe ulaşmak,  suçun aydınlatılması anlamına gelse de zehirli ağacın meyvesi doktrini, elde ediliş yolundaki hukuksuzluk nedeniyle bazen maddi gerçeğin görmezden gelinmesini gerektirebilir.

Dolayısıyla maddi gerçeğe ulaşmanın, ulaşma yolundan çok daha mühim olduğunu belirterek karşı görüş bildirenler de mevcuttur. Tüm bu görüşler dahilinde, doktrinin tamamen işlevsiz hale getirilmesi, kolluk kuvvetleri açısından hukuka aykırı yöntemlere başvurmayı cazip hale getirebileceğinden ciddi sakıncalar doğuracak ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerini zedeleyecektir. Bir kişinin, belirli bir suçu işlediği hayatın olağan akışında ne kadar net olursa olsun, delil yetersizliği veya elde edilen delilin hukuka aykırı yollarla elde edilmesiyle o kişinin serbest kalması, şekli adalettir.

Bu tür durumlarda her ne kadar vicdan sızlaması yaşansa da şekli adalet, çok daha büyük hukuksuzlukların önüne geçmek için bu duruşu sergiler. Kişinin suçu, delile dayandırılmadan yalnızca mantığa göre değerlendirilir ve usul görmezden gelinirse bir süre sonra masum kişiler de bu usul hatalarına kurban edilir. Nitekim usul kuralları, suçluları kurtarmak için değil, masumların hakkının gözetilebilmesi için vardır. Dolayısıyla hukuk, bir kişiyi cezalandırırken o kişiyi keyfiliğe ve hak ihlallerine karşı güvence altına almak zorundadır.

Yorum Yaz

error: Kopya koruması engeli!