1. İlkenin Altındaki Mantık
Bu doğrultuda, ilkenin yalnızca kişileri korumayı amaçlamayıp yargı sisteminin kendisini de güvence altına aldığını söyleyebiliriz. Mahkemelerin hukuka aykırı yollarla elde edilen bilgileri kabul etmesi, devletin kendi koyduğu kural ile ters düşerek ‘kendi koyduğu kurala uymayan devlet’ görünümü oluşturur ki bu durum yargıya duyulan güveni zedeleyecektir. Bir vatandaşın, devletin kendi koyduğu kurala uymadığını görmesi adalete olan inancının derinden sarsarak toplum nezdinde bu inançsızlığın zamanla yayılacağı da açıktır
2. Doktrinin Kökeni
3. Doktrinin İsim Babası
4. Türkiye’de Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini
5. Pratikte Zehirli Ağacın Meyvesinin Uygulanışı
Zehirli ağacın meyvesi doktrini, hukukun yalnızca nihai adalet için değil adalete giden yol için de olduğunu göstermektedir. Öğretide kural olarak yasaklanan hukuka aykırı şekilde delil elde edilmesinin uygulamadaki varlığı çoğu zaman tartışmalara sebebiyet vermektedir. Bu tartışmaların ortak noktası, ceza hukukunun zorluğu açısından her hukuka aykırılık içerir yolla elde edilen delilin, ön incelemeye bile alınmadan dışlanması üzerinedir. Özellikle ağır ceza hukukunda, faillerin hukuka aykırı deliller nedeniyle cezalandırılmaması kişilere vicdani rahatsızlık yaşatabilmektedir. Bu nedenle, hukuka aykırılığın niteliği ile delilin güvenilirliği arasında ayrım yapma yönünde bazı görüşler mevcuttur. Ceza hukukunda maddi gerçeğe ulaşmak, suçun aydınlatılması anlamına gelse de zehirli ağacın meyvesi doktrini, elde ediliş yolundaki hukuksuzluk nedeniyle bazen maddi gerçeğin görmezden gelinmesini gerektirebilir.
Dolayısıyla maddi gerçeğe ulaşmanın, ulaşma yolundan çok daha mühim olduğunu belirterek karşı görüş bildirenler de mevcuttur. Tüm bu görüşler dahilinde, doktrinin tamamen işlevsiz hale getirilmesi, kolluk kuvvetleri açısından hukuka aykırı yöntemlere başvurmayı cazip hale getirebileceğinden ciddi sakıncalar doğuracak ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerini zedeleyecektir. Bir kişinin, belirli bir suçu işlediği hayatın olağan akışında ne kadar net olursa olsun, delil yetersizliği veya elde edilen delilin hukuka aykırı yollarla elde edilmesiyle o kişinin serbest kalması, şekli adalettir.
Bu tür durumlarda her ne kadar vicdan sızlaması yaşansa da şekli adalet, çok daha büyük hukuksuzlukların önüne geçmek için bu duruşu sergiler. Kişinin suçu, delile dayandırılmadan yalnızca mantığa göre değerlendirilir ve usul görmezden gelinirse bir süre sonra masum kişiler de bu usul hatalarına kurban edilir. Nitekim usul kuralları, suçluları kurtarmak için değil, masumların hakkının gözetilebilmesi için vardır. Dolayısıyla hukuk, bir kişiyi cezalandırırken o kişiyi keyfiliğe ve hak ihlallerine karşı güvence altına almak zorundadır.



