+90-212-706-1111     |     Trump Towers 2606 Mecidiyeköy - İstanbul

malpraktis

Hakimlerin Malpraktis Sorumluluğu

Tıbbi uygulamalar sonucu hastanın sağlığı üzerinde meydana gelen olumsuz etkiler ve hastanın sağlığın bozulması durumunda malpraktis davaları açılabilmektedir. Hekimlerin yükümlülükleri dolayısıyla hukuki sorumlulukları doğduğu gibi hastanın sağlığının bozulması gibi durumlarda hekimin cezai sorumluluğu da gündeme gelir. Dolayısıyla malpraktis davaları dendiğinde hem ceza davaları hem tazminat davaları akla gelmelidir. Belirtmek gerekir ki hekimin tıbbi standartlar düzeyindeki uygun müdahalesi ve her şeyi doğru yapması halinde hastanın sağlığı üzerinde yine de ortaya çıkan zararlar komplikasyon olarak adlandırılmaktadır. Bu hallerde hekimin bir tıbbi uygulama hatası olmadığı için komplikasyonlar hukuki yönden kaçınılmaz zararlardır dolayısıyla malpraktis yargılamasına konu edilemezler.

Tıbbi malpraktis söz konusu olduğundan hekimin üç ayrı sorumluluğu gündeme gelecektir.

  • İdari yönden ve idare hukuku açısından sorumluluk, yani idari soruşturma ve disiplin süreci.
  • Hukuki sorumluluk, özel hukuk, bir başka deyişle tazminat hukuku sorumluluğu.
  • Cezai sorumluluk, yani hekimin savcılık soruşturmasına şüpheli ve ceza davasında sanık olarak yargılanması.

Malpraktis avukatı olarak idari yargı ve disiplin soruşturma ve savunma konusunda da hukuki destek sağlayan bir hukuk bürosuyuz ancak bu makalenin konusunu hekimin malpraktis nedeniyle cezai sorumluluğu oluşturduğundan ceza avukatı olarak daha çok ceza soruşturmaları ve davalarına odaklanacağız.

Hekimlerin Cezai Sorumluluğu

Tıbbi uygulamalar, tıp konusunda eğitim almış ve bu mesleği icra etme yetkisi olan kişiler tarafından yapılır. Hastalığı önlemek, teşhis ve tedavi etmek gibi faaliyetler tıbbi uygulamalardandır. Hekimin yaptığı müdahaleler hastanın sağlığını iyileştirmeye yönelik olsa da kişinin hayatı ve vücut bütünlüğüyle doğrudan alakalıdır. Dolayısıyla hekimin yaptığı müdahalenin suç sayılıp sayılmaması durumu detaylıca incelenmelidir. Hekimlerin mesleklerinin ifasından doğan cezai sorumluluklarının incelenmesinde iradelerinin ne yönde olduğuna bakılması gereklidir. Hekimin, hastanın sağlığının zarar görmesi halinde kasten mi yoksa taksirle mi hareket ettiği önemlidir. Zararın meydana gelmesinde bilerek ve isteyerek hareket edilmesi halinde kastın, dikkat ve özen yükümlüğüne aykırı hareketlerin olması halinde ise taksirin varlığından söz edilecektir.

Doğası gereği içinde büyük riskler barındıran tıbbi müdahaleler sonucu sakat kalma, ömür boyu acı çekmeye mecbur kalma, felç ve hatta ölüm gibi istenmeyen sonuçlar doğabilir. Bu sonuçların ceza hukukunda karşılığı kasten veya taksirle yaralama suçu ve kasten veya taksirle öldürme suçudur. Dolayısıyla hekimin cezai sorumluluğundan bahsettiğimizde bu suç türlerine bakılması gerekmektedir.

Kasten Öldürme veya Yaralama Suçlaması

Kasten öldürme suçu, hayata karşı suçlar başlığı altında TCK 81. maddede düzenlenmiştir. Burada korunan hukuki değer yaşam hakkıdır. Esasen bu suçta korunan hukuki değer hekimlerin mesleği gereği koruması ve öncelemesi gereken değerledir. Dolayısıyla amacı insanı yaşatmak ve tedavi etmek olan bu meslek grubundan kasten öldürme ve yaralama suçlarını işlenmesi olağan bir durum değildir. Kasten bir hastayı yaralayan veya öldüren bir hekim mesleki amacı olan tedavi etme, iyileştirme dışında eylemlerde bulunduğundan kasten işlediği bu suçlarda herkes gibi yargılanacaktır.

Hekimin kasti bir şekilde hastayı öldürmesi ve yaralaması hayatın olağan akışına pek de uygun olmadığından hastanın ölümü veya yaralanmasına ilişkin sürdürülen malpraktis davalarında kasten öldürme veya yaralamanın hekimin ihmali bir davranışıyla gerçekleşmiş olduğunun değerlendirildiği görülmektedir. Meydana gelen sonucun ihmal neticesinde gerçekleşmiş olması demek, kişinin yükümlü olduğu davranışı gerçekleştirmemesi demektedir. Hekimin ihmali davranışıyla öldürme suçunu işlemesine örnek olarak, hekimin bir yere yetişmek için ameliyatı tamamlamadan yarım bırakıp gitmesi, masrafı az ama tedavi ihtimali düşük olan bir tıbbi uygulamayı yapması, hekimin acile gelen yaralıyı görmeden direkt başka bir hastaneye sevk etmesi ve yaralının yolda hayatını kaybetmesi gibi durumlar gösterilebilir. Bu gibi durumlarda hekimin ihmali davranışla kasten öldürme suçunu işlediği kabul edilecek, bu suçta korunan hukuki değer kişinin yaşam hakkı olduğundan ağır bir şekilde cezalandırılacaktır.

Taksirle Öldürme ve Yaralama Suçunu İşlemesi

Taksirle bir suç işlemek demek; dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, sonucun öngörülmesi fakat olarak istenmemesi ve eylemle sonuç arasında nedensellik bağının bulunması demektir. Hekimin tıbbi müdahalede bulunurken dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun davranmaması sonucu hasta ölür veya yaralanırsa hekim hukuka aykırı eylemiyle bu suçun oluşumuna sebep olacaktır. Hekimin bu yükümlülüğü sadece tedavi yöntemiyle sınırlı değildir, tedavi öncesi ve sonrasında da hastanın özenle bakılması ve korunması gereklidir. Hastanın tedaviyle ilgili aydınlatılmaması, rızasının alınmaması, tedaviyi yetkisiz kişilerin gerçekleştirmesi gibi durumlarda bu kapsamda irdelenmelidir.

Yargıtay, zayıflama maksadıyla bir kliniğe giden hastanın zayıflama sürecinde kronik kalp damar hastalığının artması ve hayatını kaybetmesi somut olayında hastaya ilk başta yapılan tetkiklerin eksik olması nedeniyle doktorun bilinçli taksirle hastanın ölümüne sebep olduğuna hükmetmiştir. Yine tedavi edilmesi gereken göz yerine sağlıklı göze tıbbi işlem yapılması, yanlış dişin çekilmesi, yanlış teşhis sonucu hastada doku veya organ kaybı meydana gelmesi gibi durumlarda hekimin dikkat ve özen yükümlülüğüne uymadığı ve taksirle suç işlediği kabul edilmiştir.

Hekimi taksirle öldürme suçundan sorumlu tutabilmek için dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığının bulunmasının yanı sıra arada nedensellik bağının da bulunması gereklidir. Yargıtay pek çok kararında aradaki nedensellik bağının malpraktis tespitinde büyük önem teşkil ettiğine vurgu yapmaktadır. Örneğin anestezi hekiminin hastaya ameliyat öncesi gerekli aydınlatmayı yapmadığı ve hastanın ameliyat sırasında başka bir nedenden ölmesi somut olayında anestezi hekiminin ihlali ile ölüm neticesi arasında nedensellik bağı olmadığından anestezi hekimi sorumlu tutulmamalıdır.

18 aylık bebek ateş, ishal, kusma şikayetleriyle iki gün art arda getirildiği hastanede hekim tarafından reçete yazılarak eve gönderilmiş, şikayetlerin devam etmesi nedeniyle ildeki hastaneye götürüldüğü sırada bebeğin yolda ölmüştür. Somut olayda Yargıtay hekimin sorumluluğu bakımından nedensellik bağına dikkat çekmiştir.

“. . . tanı konularak uygun tedavi başlanmış olması durumunda da bebeğin kurtulmasının kesin olmadığının oy çokluğu ile mütalaa olunduğu dosyada, ancak doğru tanı konularak uygun tedaviye başlanmış olması halinde ölümün meydana gelmesi durumunda ölümün komplikasyon olarak değerlendirileceği, hiçbir tıbbi müdahalede şifa garantisi bulunmadığı kabul edilmekle birlikte meydana gelen ölümle tedavi ve teşhisteki eksiklik arasında illiyet bağı bulunması halinde bunun komplikasyon olarak değil malpraktis olarak değerlendirilmesi gerektiği, bebeğin kurtulmasının kesin olmadığı şeklindeki tespitinde malpraktis olgusunu değiştirmeyeceği ve sanığın meydana gelen ölümden sorumlu tutulmasını engelleyecek bir değerlendirme olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla . . .”

Yargıtay 12. CD., E. 2014/9296 K. 2015/5790 T. 2.4.2015

Soruşturma İzni

Sonuç olarak yukarıda açıklanan durumların meydana gelmesi halinde hekimlerin cezai sorumluluğuna gidilebilmekte ve malpraktis yargılaması yapılabilmektedir. Bunun yanı sıra kamu çalışanı olan bir hekim hakkında mesleğinin ifası kapsamında bir ceza soruşturması açılabilmesi için Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu (MSK) tarafından soruşturma izni verilmesi gereklidir. Özel hastanede veya kendi muayenehanesinde çalışan hekimler için böyle bir izin şartı bulunmamaktaydı. Ancak malpraktis yargılamasına ilişkin yasada yapılan ve 27 Mayıs 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan değişiklikle ceza soruşturmaları bakımından özel sağlık kurum ve kuruluşlarında veya vakıf üniversitelerinde görevli olan hekimler ve diğer sağlık meslek mensupları için de soruşturma izni alınması şartı getirilmiştir. Dolayısıyla bu değişiklik ile birlikte kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimler arasında fark olmaksızın sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları tıbbi uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar için MSK’dan soruşturma izni alınacaktır.

Yorum Yaz

error: Kopya koruması engeli!